May 3, 2008

“F” Tipi Seri Katiller..

Filed under: Oda

Şimdi hep birlikte eğri oturup liberal konuşalım, en dişi harf bellediğimiz “F” harfiyle başlayan her kelimeye kuşkuyla yaklaşan ataerkil bir dünyada yaşıyoruz. Bırakın Radikal, Marksist, Varoluşçu Feminist yaklaşımları ayrı ayrı ele alıp tartışmayı, Feminizmin kendisini mutfaktan soyutlayıp toplumsal öğeler içerisinde araştırma konusu bile yapabilmiş değiliz.

 

Haliyle kadının her bireysel ya da toplumsal hareketinde, ona “Feminist” damgasını yapıştırıp tozlu raflara kaldırıyoruz. Bu eğilim, üstün körü geçilen “suç-kadın” ilişkisini de tanımlar hale geldi. 1950’lerden bu yana gittikçe artan  Kadın seri katiller de, “ikinci dalga feminizm” adı verilen ideolojiyle aynı kefeye konulmaktan kaçamadılar. Birinci dalga feminizm, suç hiyerarşisinde kadının erkekten geri kalmayacak kadar eşitlikçi olduğunu savunurken, bu ikinci radikal görüş, Kadın’ın agresifliğini, ataerkil toplumda sistematik olarak uygulanan baskının sonucu olarak masaya yatırdı. Bir başka anlamda şiddet, Kadın’ın liberasyonuydu.

 
Şimdi durup bu çizilen tabloya bir bakalım: Suç-Feminizm ilişkisinde, eşit haklara sahip olmak isteyen her kadın, ideolojiler üzerinden tanımlanıp potansiyel suçlu olarak gösterilmiyor mu?  Halbuki bu kolaycılığın aksine biliniyor ki, Kadın seri katillerin çok azı erkek tarafından şiddete maruz kalmış kurbanlardan oluşuyor. Amerika’da yapılan geniş kapsamlı araştırmalardan biri olan Kelleher Tipolojisi,  kadın seri katilleri, ‘kara dul’, ‘ölüm meleği’, ’seksüel saldırgan’, ‘intikamcı’, ‘yarar ve suç grubu’ olmak üzere beş ana grupta topluyor. Bunlar arasında,  eşlerini, yakın aile üyelerini, ve arkadaşlarını öldüren “Kara dul” en yaygın kategori.

Takma adı “Ölümcül nine” olan Margie Velma Barfield, dünyadaki bu sayılı kara dullardan biri. Önceki iki kocasının ölümünden sonra Stuart Taylor’la birlikte olan 53 yaşındaki anneanne Velma Barfield, eşinin birasına arsenik ve fare zehiri karıştırarak, ölümüne neden oldu. Otopsi sonucu Taylor’ın vücudunda bulunan arsenik izleri sayesinde Barfield tutuklandı. Her ne kadar akli dengesinin yerinde olmadığını belirtse de juriyi ikna edemedi, zaten daha sonrasında 1974’te annesini, bakıcılığını yaptığı iki yaşlıyla birlikte önceki 6 kocasını da yatakta yakarak ve arsenikle zehirleyerek, öldürdüğünü itiraf etti. 1984’te iğneyle yaşamına son verilen Velma 1974’ten beri Amerika’da idam edilen ilk kadın oldu.

Kelleher Tipolojisi’nde, ikinci en yaygın kategoriyi ise “Ölüm melekleri” alıyor. Kara dullardan farklı olarak öldürdükleri insanlar yabancılardan oluşsa da, kullandıkları yöntem çok fazla değişmiyor. Meslekleri genelde hasta bakıcılık veya hemşirelik olan seri katiller, bakıma muhtaç olan hastaları sistematik olarak zehirleyerek yaşamlarına son veriyorlar. (Soruşturmalarda ise hastaların acılarından kurtarmaları için kendilerine yalvardıklarını dile getirdikleri unutulmamalı)
 
San Antonio çevresindeki bir çok klinikte pediatrik hemşire olarak çalışan Genen Jones da medyada fazlasıyla yankı bulan ölüm meleklerinden birisi. Bağlı bulunduğu kliniklerde ve gezici hemşire olarak gittiği evlerde bebeklere ve çocuklara digoxin adı verilen ilacı aşırı dozda enjekte ederek ölümlerine neden olmaktan yargılandı. 1984’teki davayı kaybettiğinde, hastane sorumluları daha fazla utanç kaynağı ve soruşturma olmaması için ilgili tüm iş belgelerini yok ettiklerinden tam bir sayı verilemese de 45’i aşkın bebeği öldürdüğü düşünülüyor, Texas’ta ise 11 cinayetin sorumlusu olarak yaşam boyu hapise mahkum edildi.
 
Araştırmalara göre, erkeklerin yüzde 56’sı  daha çok cinsel dürtüleri doğrultusunda seri cinayetler işlerken kadınların sadece yüzde 10’u bu kategoride yer alıyor. Hatta Amerika’da bu örnekle manşetlere konu olan Aileen Wuornos, kategorisinde kimilerine göre bir ilk.
Babası çocuk tacizinden hapse atılan, Wuornos çocuk yaşta büyük anne ve babası tarafından büyütüldü. Ancak anneannesi alkolik olan Wuornos, büyük babası tarafından sürekli fiziksel ve cinsel tacize uğrayarak geçirdiği yıllar sonrasında, 13 yaşında hamile kaldığı bebeğini evlatlık olarak verecek ve yaşamını sokak kadını olarak devam ettirecekti. 1989’da Richard Mallory’nin, ölü olarak bulunduğu Volusia kasabasında açılan cinayet davasında Wuornos beş cinayetten daha sorumlu tutularak 46 yaşında, 9 Ekim 2002’de idam edildi.

Davalar boyunca kamu oyunda yaşadıklarıyla büyük ilgi toplayan biseksüel Wuornos, bu anlamda ataerkil toplum yapısında kurbanı oynayarak kadın topluluklarını harekete geçirip, başta belirtilen hipotezlere dayanak sağladı. Ancak unutulmamalıdır ki, Wournos davası verilen örnekler doğrultusunda çok sık karşımıza çıkan bir misal değil, bu nedenle Kadın seri katillerin en azından suç eğilimleri, feminizmle dış kapının mandalı yapılmaktan ziyade psiko-sosyal incelemeleri hak ediyor. Tıpkı Feminizm’in artık erkek karşıtı agresiflikten öte bir ‘düşünce biçimi’ olarak algılanması gerektiği gibi.Ya da gelin ‘cinayetmiş’-‘kadınmış’- ‘feminizmde neymiş?!’ konularını bir yana bırakalım; en iyisi  bu kadar toplumsal ve ailevi baskılara maruz kalan bu kadınların bir sabah uyanıp seri cinayetler işlemediğine şükredelim.
 

Comments »

The URI to TrackBack this entry is: http://tanla.blogsome.com/2008/05/03/22/trackback/

No comments yet.

RSS feed for comments on this post.

Leave a comment

Line and paragraph breaks automatic, e-mail address never displayed, HTML allowed: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>



Anti-spam measure: please retype the above text into the box provided.