“Bir yil daha geride kaldi sayin seyirciler…” diye bir giris yapmak isterdim hatta hala saflikla inaniyorum, bir yerde kalan seylerin, en cok ‘umut’ tasidigina ve Adem’den gelen amnezik genlerimizin bir amac dolgrultusunda biyolojik gelisimimize katkisinin bulunduguna da…
Korkarak soyluyorum ki bu senede tipki diger detaylar gibi geride kalmadi. Zaman defterimizde , Hrant Dink oldu, yuruduk hepimiz, Sehitlerimiz oldu ve nasil sehit olmazdik hepimiz; muhtira verildi, muhtira geri alindi; Global Isinma resmen yuzumuze yapisti, rakiyi susuz ictik; secimlerle donatildi sokaklar, cunku festivaldi her seferinde, ve hayalkiriliklari Cumhurbaskani’ni secti kimisinde; aaaa evet Britney Spears saclarini tras etti, cok uzucuydu; Pakistan’in eski ve tek kadin basbakani suikast sonucu oldu; Irak savasi, bitti, aa pardon bitmedi mi?; Amerikan borsasi rekorlar kirdi, $olar bir indiii, bir ciktiiii; Facebook global hayallerimize renk katti, hepimiz ya birilerini ‘poke’ladik yada kimle nasil, hangi cografyada tanistigimizi hatirlamaya calistik.. ve en nihayetinde cok yorulduk hepimiz…
O zaman gelin soyle bir uzanalim, yavas yavas nefes alalim (Contraction &Release), hayir gozlerimizi kapamayalim, gozlerimiz gorsun herseyi. Birden ayna belirsin elimizde (tum masallarin en guzel yanidir bilmeyen varsa ‘ayna’ yaziyorsa ‘elinde’ ayna olmalidir elinde) Aynadan bakalim, simdi tum makro evrenlerimiz en mikro gozbebegimizde canlansin. “Hakikaten mutlu olmali bu sene” dileyelim kendimize, cunku tum 2007’nin ve tum evrenin bedenimizde biriktirdiklerine ragmen, arabalarin yan aynalarinda yazdigi gibidir hayat ”Objeler aynadan gorunduklerinden daha yakindir…”
Bu sene bana hatirlatin da dans edeyimJ Mutlu seneler..
Gundelik yasamda inasanin durup kucuk mucizeler yasadigi anlar vardir. Bir anda farkina varmadigi bir seyi animsar, gercekligine inanamaz yada yasadigi hayatin elbet belli bir amac dongusunde kendi icin yaratilmis olduguna inanir.

(fotograf bana ait degil)
Kisin ortasinda dizine kadar kara batmisken belki icinde karlarin salindigi kucuk bir cam kurede oldugunu dusleyip o anin tadini cikarabilirsin yada nedensiz mutsuz uyandigin bir sabah dunyanin oteki ucundaki dostununda mutsuz olmasini kaderin carklarina yorumlayip gununu anlamlandirabilirsin artik mutsuz olmak o kadar acitmaz canini.Yada herhangi bir gunun sabahi kucuk cubicle’inda otururken soyle bir diyologa tanik olabilirsin:
Cips yiyen kiz:-“I am having really bad cravings for chips guys” (gercekten fena halde canim cips cekiyor, bu esnada haril haril cips tuketilmektedir)
Baska diger kiz: “oh it is not like you are abusing yourself with it Hon” (kendine zarar falan vermiyorsun en azindan -kastedilen cips yemek)
Cips yiyen kiz: “No, really I feel like I am abusing myself” (ohh hayir gercekten kendime zarar veriyormusum gibi hissediyorum)
Baska diger kiz: “Ohh noo sweety” (ooo hayir tatlim)
Diiitttiiiddzzzrrriiiiiitttttttttttt…!!!! (Filmin genel akisina uymayan sahne sonrasi film seridinin takilma sesi.. anlayanlar dil cikarsinJ)

(foto yine bana ait degil)
Her hangi bir insanin herhangi bir gununde, kubikillar uzerinden hangi goz makyaji icin hangi kozmetik urunler kullanilmali uzerine tartismalar yasayip, cumleler icerisinde bol bol “ohh” “honey” “you are so sweet” gibi baglaclarin ve kuskusuz sifatlarin nuksedildigi bir gune baslamak basta bahsettigim mucizevi anlara denk gelmiyor pek tabiki..Hatta su dakika su yaziyi yazarken gerceklesen bir baska diyologu izninizle ifsa ediyorum:
Baska diger kiz ( telefonda konusmaktadir, ve telefonu kapatirken) ”….thanks Pete”der
Cips yiyen kiz: Did you just say Pete? (pete mi dedin? –buyuk ihtimal peter ismini pete diye kisalttigini dusunur)
Baska diger kiz: Yes that’s his name.. (evet ismi)
Cips yiyen kiz: ohhh That’s so cute.. does he sound like good looking?(ohh cok tatli, sesi yakisikli biri gibi mi? nasil oluyorsa??)
Baska diger kiz: (flortken bir edayla gulumser) ohh yeah.. (evettt)
(Calistigim sirketin imajini bozmamak adina firmanin ismini aciklamiyorum kisaca sigorta yaptirmayin:)
Nerde kalmistim mucizeler diyordum, korkarim ki bu kitada seni sarsacak kucuk dakikalar olmadigi fikrine kapildigin gibi olasi dakikalari yaratacak insanlar olmadiginida dusunuyorsun zaman zaman. Sonra herseyin alistingindan buyuk boyutlarda oldugunun farkina vardiginda, kastettigim double size hamburgerler, kolalar, patlamis misirlar, tshirtler, paltolar arabalar…vs. burada kucuk mutluluk anlari olamayacagini aslinda herseyin seni doyurmak icin kucuk olacagini dusunuyorsun, insanlarin burda herseyi bu denli erken yasamis olmasinin, yasadiklarinin aslinda sig kalmasinin, heyecan duyma seviyelerini -biz buna “threshold of Excitement” diyelim – yukselmis olmasindan midir bilinmez, onlari mutlu etmesi ve sarsicak denli etkilemesi icin double size seklinde gelmesi gerektigini urkutucu bir sekilde farkediyorsun.. Artik bu dakikadan sonra dizine kadar battigin kara kufretmekten baska caren kalmiyor, o kardan koskocaman bir buzdan heykel yapip bunu show haline donusturup etrafinda sarki soyleyip hotdog sattiklari sureye kadar…

What is man? A miserable little pile of mirac(less)…