March 22, 2007

Proxemics

Filed under: OB Lessons..

   Bu sabah, karsi kaldirimda yuruyen adamin kendi kendine konusarak ciplak elleriyle duvara vurusunu izledim. Simdi ona “ustunde yipranmis kiyafetleri, kac gundur kesilmeyen sakali” gibi tanimlamalar yukleyerek hakaret etmeyecegim. Ayni tavir “Kopruustu Asiklari”’nda ki Alex’in alnini otobana surtmesinde yada ayni filmin diger kahramani Juliette Binoche’un Kieslowski trolojisi olan Mavi’de ellerini kanatircasina duvara surterek ilerleyisinde de vardi.
    

   Belki Alex’in ki modern teknolojinin yalnizligina ve/veya goturulerine karsin kendini acitarak varligini hissetmeye yonelik bir tutumdu, belki degildi. Yada Binoche en az ruhen hissettigi aciyi fiziksel aci olarak duyumsamak istiyordu, belki degil.

    O adamin neden duvara vurduguna yonelik uzun metraj bir film olmadigi icin bir takim varsayimlar uretemem tabi ki  fakat her uc insani izlerken, hissettigim duygu ayniydi: Varolma, hissetme cabasinin kizginlikla, belki aciyla disari vurumu. Ve bir o kadar yalniz. 
    

     OB (Orgutsel Davranis by Serdar) kitabindan okurken dikkatimi cekti, daha onceden bu “mesafe”den haberdardim ancak bir adi oldugunu bilmiyordum. “Proxemics”: Insanlarin fiziksel anlamda birbiriyle olan mesafesidir. (The way individuals space themselves in terms of physical distance). Kalabalikta yururken insanlarla arandaki mesafe, otobuste oturmak icin sectigin yer, ilk karsilastigin insanla biraktigin konusma araligi…Farkinda olunmaksizin fiziksel olarak yaydigimiz yalnizlik. 
    

     Simdi modern dunyanin tum sozlerini unuttugu zamanlarda, bu mesafe o kadar buyuyor ve uzun sureli oluyor ki, adam gibi dokunuslari ozluyoruz, kendimizi kanatircasina farkedilmeyi, umursanmayi bekliyoruz kuyrukta beklerken. Beyoglu’nun gunun herhangi bir saatinde disari atip kendimizi o kalabalikta, birilerine carpmayi,itilip kakilmayi, her seferinde: iste al fiziksel olarak varligindan haberdar olacak bir yigin insan, en onemlisi sana bunu hissettirecek bir kalabalik, deyip mutlu oluyoruz. En azindan Ben oluyorum, Borges gibi.
 
     Daha bireysel insanlar yaratarak actigimiz mesafe, malesef daha bencil, haliyle daha cikarci, aslinda kendini aldatan insanlara donusturuyor mu? Ve en onemlisi umursamaz insanlara…Isyerlerinde insanlari ozellikle birbirinden ayirmak icin kullanilan cubicle’lari faydali bulan bir milletin, dunyanin bir ucunda yasanan acilarin yada olen insanlarin varligindan rahatsiz olmamak icin ne kadar “mesafe “ birakmasi gerekir arasinda? Karsindaki insanin artik sana cekici gelmedigini anlatmak icin ne kadar bir aralik birakilarak sarilinmali?  Yada Elleriyle duvari yumruklayan bir delinin sana satasmamasi icin hangi kaldirimdan yurunmeli? 
 
      Dun aksam otobuste tam onume uyku tulumuyla bir kadin oturdu yuzume bakip: Smile Missy! Life isn’t that bad, maybe it is.. But I try not to think about it.!, dedi, ve bir durak sonra indi.

Not: Dunyanin en yasanilabilir sehri secilen Toronto’da 1998’de yapilan ankette 28,000 evsiz oldugu ortaya cikti, bu sayidan 12,000’i koruma evlerinin hic birine girmedi, %60’i en fazla 4 gun bu koruma evlerinde kaldi. Kendi istekleri dogrultusunda sokakta yasamaya devam ettiler.

Not: “Galiba insanlar artik ekranda kendilerini görmezlerse warlıklarına da inanası gelmio” demisti Bejer pek begenmistim.Insanlarin kendi iclerinde actiklari mesafeyi daha iyi ozetleyemezdim.(Kendisi ayrica su bastaki fotografi yerlestirebilmis muhtesem zattir) Acaba O nerde ki?

Dip not: Bu yaziyi beni pek bir sevklendiren Banu Acun’a armagan ediyorum.:)

14 Comments »

The URI to TrackBack this entry is: http://tanla.blogsome.com/2007/03/22/proxemics/trackback/

  1. herhangi bir coğrafyayla sınırlandırmadan söyleyebileceğim tek şey: dünya varolmak için değil de kaybolmak için içinde olduğumuz bir yer olmalı.. bütün sinemasal dünyalarımız, bütün peri masallarımız ve bütün orgazmik hazlarımız varoluş sancısı çekiyor çünkü,. favori oyuncum o rolü yüzünden mi favorim olmuştu yoksa o favorim olduğu için mi rolü şahaneydi .. kısırdöngüler oldukça çoğaltılabilir. hatta hayatımızda en çok kısırdöngülerimiz var gibime gelir bazen, ya da kişiselleştireyim: babam bana kısırdöngü aldı. kafam karışık tanla gelme üstüme.

    Comment by canan — March 22, 2007 @ 4:06 pm

  2. Ya seni ne ozledim Calimerom:) Sen olmadan bir mavi filminin gectigi yazi dusunulebilirmiydi yada koptuustu asiklarinin:) sanirim hareketten ve bunun etkilesiminden korkuyoruz canisim, yakinlasmanin getireceklerinden buyuzden sogumusuz buyuzden bu dunyada kaybolmamak adina o kaybolmanin getirecegi kaostan uzak durmak adina tam yasamin orta yerine oturusumuz..yada daha kisisel yapayim olayi “ben bugunde ayni koltuga oturup televizyon seyrettim..”ustune fena gleirim ona gore:)

    Comment by Administrator — March 22, 2007 @ 5:58 pm

  3. burdayım geldim artk sivilim özledim stop

    Comment by Administrator — March 22, 2007 @ 7:19 pm

  4. ya of gerizekalı blog beni tanla sanıo becerim ben alo

    Comment by Administrator — March 22, 2007 @ 7:21 pm

  5. hıh oldu galiba bu sefer artık kendimim

    Comment by bejer — March 22, 2007 @ 7:25 pm

  6. İnsanoğlu doğduğundan itibaren kendine uzaklaşması, mevcut sistemlere yakınlaşması yönünde eğitildiği müddetçe “fiziksel” mesafeler daha da artar maalesef…

    Comment by Devrim — March 22, 2007 @ 7:44 pm

  7. Ehh o kadar sivil olmussun bir de bloguma laf ediyorsun hic degismemissin bejer:)

    Comment by Administrator — March 22, 2007 @ 8:12 pm

  8. Devrim, bu konuda ne kadar haklisin inanamazsin, hatta bu 5-6 paragraflik bir yaziyla dosenip bu yaziya baglanabilecek bir baska konu..O kadar cok ogretiliyoruzki, bir an bana kendimi biri anlatmasa ben bile bilmeyecekmisim gibi geliyor, zaten mutluluk oyuzden en cok kendini bilme cabasidir, sonra baskasina dokunma..

    Comment by Administrator — March 22, 2007 @ 8:17 pm

  9. Proxemics konusunda goz temasi da olaya farkli bir boyut katiyor bence. Cogu insan otobuse ilk bindiginde hemen bos olan ama yani da bos olan bir koltuk ariyor :) iki yani da bos olan bir koltuk yoksa sectigi birisinin yanina oturuyor. karsilikli bakan koltuklar ise genelde hep en son doluyor. insanlar bu koltuklara oturduklarinda cogunlukla karsi tarafta oturan kisi ile goz temasindan kacindiklarindan dolayi ya kafasini bir o yana bir bu yana ceviriyor ya da kendisine bir odak noktasi secip bakislarini orada topluyor. tabi bu konuda icinde yasadigin toplumun da onemi buyuk. Japonya’da bir is gunu sabahi metroda sardalya konservesi gibi ise giden insanlarin “kisisel alan” anlayisi daha farkli olsa gerek…

    Comment by Serdar — March 24, 2007 @ 3:56 pm

  10. MErhaba Serdar, evet, goz temasinin tabi kendine guvenle yada autonomy’leyde alakasi var sanirim.. Karsindakine hakim olusun yada evet seni dinliyorum mesajlariyla..Tabi kisisel alanini dusurdugun insana goz temasi daha kolaylasir bu anlamda haklisin.. Bana kalirsa Japonya kendi collectivist yapisiylada olsa gerek bence cok hoslaniyorlardir sardalya olmaktan:)

    Comment by Administrator — March 25, 2007 @ 4:28 pm

  11. Bu yazdıkların bana bambaşka bir şeyi düşündürdü, paylaşmak istedim.

    Şimdi Toronto Dünya’nın en yaşanılası şehri seçilmiş ama hala bir sürü evsiz varmış ya. Burada aslında mantığa aykırı bir şey olmadığını düşündüm bir an. Şöyle ki… Bütün bu ekonomisi iyi ülkelerde bir “evsiz” insanlar sorunu(?)dur almış gidiyor değil mi? Sürekli “bilmem ne şehrinde şu kadar evsiz var vah vah” gibi hisler içersindeyiz biz “evli”ler.

    Yazdıklarını okurken aklıma geliverdi, evsizler durumlarından gerçekten o kadar şikayetçi mi? Yani biz, “evlerde yaşayan” insanlar onları anladığımızı sanıyor ama hiç anlamıyor olabilir miyiz? Bu insanlar modern yaşamın “iğrenç kısır döngüsünden” illallah getirip sokaklarda yaşamaya bir kere alışınca bir nevi “vahşi doğaya geri dönüş” özgürlüğünü yaşıyor olabilirler mi?

    Yani bir düşünüyorum, Toronto’da kendilerine sağlanan “ev”lerde kendi istekleri ile gidip kalmıyorsa bu insanlar, bir bildikleri mi var?

    Hiçbir şeye sahip olmadığın, sahip olduğun hiçbir şeyin özgürlüğünü kısıtlamadığı…. Fight Club hesabı, yaktım gemilerimi hesabı…

    Entel duyarsızlığı gibi duyulsun istemiyorum söylediklerimin. Ama hakikaten belki de bize çok zor çok kötü bir şeymiş gibi görünüyor, ama bu ciddi bir tercih belki de.

    Comment by Biyolokum — March 26, 2007 @ 8:24 pm

  12. biyolokum söylediklerini ben de çokça zaman düşünmüşümdür. bize “normal” kabul ettirilenin/dayattırılanın aslında bir yanılsamadan ibaret olduğunu kabul ediyorsak -ki bence şu konuda kafa yoruyorsak ediyoruzdur- yani bunların topu bir düzenin dallarıysa evimizde aynı koltuktan tv izlemek de ya da her gün aynı bardaktan su içmek de alışkanlıklar ve “normal” olanın verdiği alışkanlık ve sonrasında gelen kabulleniş. yani demem odur ki doğru bildiklerimiz bizi bu hale getirdi . çünkü o doğruları icat edenler çoktan gitmişlerdi.. kolaya kaçmaktan tiksinenler ya da bir derdi olanlar ya da artık çok klişeleşen deyimiyle öteki olanlar “evli” olmayı reddediyor gibi..sanki.. :) ya da keşke böyle olsalar yani bilinç düzeyi bu şekilde oluşmuş olsa ve hatta bu kadar cesur olsak biz de..

    Comment by canan — March 27, 2007 @ 11:16 am

  13. Nietche’nin de Zerdust olarak buyurdugu aklimda kalan cumleleri vardi, hic kimseye aciyacak kadar gururlu olma, aslinda evsizlerin koruma evlerinde yerlesmemeleri oraya ait hissetmemeleri cok kolay anlasilabilir (ki kendi otonomileriyle kalmamayi seciyorlar), ve onlarin bu bilincli yada bilincsiz bu kararini hic bir acima duymadan savunabilirim. Zaten bu koruma evlerinin de bir nevi “yardim edelim onlara parasizlar yazik” nidalari altinda toplumdan prexemics kaygilarla uzaklastirdiklarina inaniyorum. Dedigim gibi karsilasmamak adina karsi kaldirimdan yurumek yada Biyolokun(Duygu Hanim:) bir diger yazisinda bahsettigi gibi, hala Amerika’da gozle gorulur irkcligin disari vurumu :o tobuste zencilerin yanina oturmamak gibi kaygilarla… Bu anlamda evsizler bu uzaklastirma politikasini gayette red edip, farkedilmek adina sokagi tercih ediyorlar.(gerci bunu her evsize baglayamam kendi istekleriyle terkedenleri baz aliyorum) Ve bana gore kalabaligin ortasinda duvari yumruklayan bir insanin icinde bulundugu psikolojik sinir, elinde is cantasi, kimseyle goz temasina yaklasmayan mesafelerle yasayan birinden cok daha anlamlidir. En azindan gozumuzun onundedir, cok carpici ve tokat atar bicimde…

    Ve evet Canan, kime ve neye gore yasiyoruz ki bu ruhani eksiklik olusuyor icimizde bilinmez, Po nehrinin kiyisinda anarsi gruplarinin yasadigi duymustum felsefe hocamdan, hatta bir adam bir ay boyunca her iste calisip, aldigi maasin arkasindan polisi arayip sahte bomba ihbari veriyormus, haliyle devleti bosuna ugrastirmanin cezasini aldigi tum maasi para cezasi olarak yatirip: Sizin devletiniz bu kadar iste! Diyormus.. her ay.. Fight club hesabi yaksak her seyi keske, gitmiyorum bugun cubicle’ima uleyynn!!

    Comment by Administrator — March 27, 2007 @ 3:01 pm

  14. Konformist kaygilarimiza dair baska bir yazi mi dosesem acep, herkes pek bir dolu:)

    Comment by Administrator — March 27, 2007 @ 3:14 pm

RSS feed for comments on this post.

Leave a comment

Line and paragraph breaks automatic, e-mail address never displayed, HTML allowed: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>



Anti-spam measure: please retype the above text into the box provided.