May 3, 2008
Şimdi hep birlikte eğri oturup liberal konuşalım, en dişi harf bellediğimiz “F” harfiyle başlayan her kelimeye kuşkuyla yaklaşan ataerkil bir dünyada yaşıyoruz. Bırakın Radikal, Marksist, Varoluşçu Feminist yaklaşımları ayrı ayrı ele alıp tartışmayı, Feminizmin kendisini mutfaktan soyutlayıp toplumsal öğeler içerisinde araştırma konusu bile yapabilmiş değiliz.
Haliyle kadının her bireysel ya da toplumsal hareketinde, ona “Feminist” damgasını yapıştırıp tozlu raflara kaldırıyoruz. Bu eğilim, üstün körü geçilen “suç-kadın” ilişkisini de tanımlar hale geldi. 1950’lerden bu yana gittikçe artan Kadın seri katiller de, “ikinci dalga feminizm” adı verilen ideolojiyle aynı kefeye konulmaktan kaçamadılar. Birinci dalga feminizm, suç hiyerarşisinde kadının erkekten geri kalmayacak kadar eşitlikçi olduğunu savunurken, bu ikinci radikal görüş, Kadın’ın agresifliğini, ataerkil toplumda sistematik olarak uygulanan baskının sonucu olarak masaya yatırdı. Bir başka anlamda şiddet, Kadın’ın liberasyonuydu.
Şimdi durup bu çizilen tabloya bir bakalım: Suç-Feminizm ilişkisinde, eşit haklara sahip olmak isteyen her kadın, ideolojiler üzerinden tanımlanıp potansiyel suçlu olarak gösterilmiyor mu? Halbuki bu kolaycılığın aksine biliniyor ki, Kadın seri katillerin çok azı erkek tarafından şiddete maruz kalmış kurbanlardan oluşuyor. Amerika’da yapılan geniş kapsamlı araştırmalardan biri olan Kelleher Tipolojisi, kadın seri katilleri, ‘kara dul’, ‘ölüm meleği’, ’seksüel saldırgan’, ‘intikamcı’, ‘yarar ve suç grubu’ olmak üzere beş ana grupta topluyor. Bunlar arasında, eşlerini, yakın aile üyelerini, ve arkadaşlarını öldüren “Kara dul” en yaygın kategori.
Takma adı “Ölümcül nine” olan Margie Velma Barfield, dünyadaki bu sayılı kara dullardan biri. Önceki iki kocasının ölümünden sonra Stuart Taylor’la birlikte olan 53 yaşındaki anneanne Velma Barfield, eşinin birasına arsenik ve fare zehiri karıştırarak, ölümüne neden oldu. Otopsi sonucu Taylor’ın vücudunda bulunan arsenik izleri sayesinde Barfield tutuklandı. Her ne kadar akli dengesinin yerinde olmadığını belirtse de juriyi ikna edemedi, zaten daha sonrasında 1974’te annesini, bakıcılığını yaptığı iki yaşlıyla birlikte önceki 6 kocasını da yatakta yakarak ve arsenikle zehirleyerek, öldürdüğünü itiraf etti. 1984’te iğneyle yaşamına son verilen Velma 1974’ten beri Amerika’da idam edilen ilk kadın oldu.
Kelleher Tipolojisi’nde, ikinci en yaygın kategoriyi ise “Ölüm melekleri” alıyor. Kara dullardan farklı olarak öldürdükleri insanlar yabancılardan oluşsa da, kullandıkları yöntem çok fazla değişmiyor. Meslekleri genelde hasta bakıcılık veya hemşirelik olan seri katiller, bakıma muhtaç olan hastaları sistematik olarak zehirleyerek yaşamlarına son veriyorlar. (Soruşturmalarda ise hastaların acılarından kurtarmaları için kendilerine yalvardıklarını dile getirdikleri unutulmamalı)
San Antonio çevresindeki bir çok klinikte pediatrik hemşire olarak çalışan Genen Jones da medyada fazlasıyla yankı bulan ölüm meleklerinden birisi. Bağlı bulunduğu kliniklerde ve gezici hemşire olarak gittiği evlerde bebeklere ve çocuklara digoxin adı verilen ilacı aşırı dozda enjekte ederek ölümlerine neden olmaktan yargılandı. 1984’teki davayı kaybettiğinde, hastane sorumluları daha fazla utanç kaynağı ve soruşturma olmaması için ilgili tüm iş belgelerini yok ettiklerinden tam bir sayı verilemese de 45’i aşkın bebeği öldürdüğü düşünülüyor, Texas’ta ise 11 cinayetin sorumlusu olarak yaşam boyu hapise mahkum edildi.
Araştırmalara göre, erkeklerin yüzde 56’sı daha çok cinsel dürtüleri doğrultusunda seri cinayetler işlerken kadınların sadece yüzde 10’u bu kategoride yer alıyor. Hatta Amerika’da bu örnekle manşetlere konu olan Aileen Wuornos, kategorisinde kimilerine göre bir ilk.
Babası çocuk tacizinden hapse atılan, Wuornos çocuk yaşta büyük anne ve babası tarafından büyütüldü. Ancak anneannesi alkolik olan Wuornos, büyük babası tarafından sürekli fiziksel ve cinsel tacize uğrayarak geçirdiği yıllar sonrasında, 13 yaşında hamile kaldığı bebeğini evlatlık olarak verecek ve yaşamını sokak kadını olarak devam ettirecekti. 1989’da Richard Mallory’nin, ölü olarak bulunduğu Volusia kasabasında açılan cinayet davasında Wuornos beş cinayetten daha sorumlu tutularak 46 yaşında, 9 Ekim 2002’de idam edildi.
Davalar boyunca kamu oyunda yaşadıklarıyla büyük ilgi toplayan biseksüel Wuornos, bu anlamda ataerkil toplum yapısında kurbanı oynayarak kadın topluluklarını harekete geçirip, başta belirtilen hipotezlere dayanak sağladı. Ancak unutulmamalıdır ki, Wournos davası verilen örnekler doğrultusunda çok sık karşımıza çıkan bir misal değil, bu nedenle Kadın seri katillerin en azından suç eğilimleri, feminizmle dış kapının mandalı yapılmaktan ziyade psiko-sosyal incelemeleri hak ediyor. Tıpkı Feminizm’in artık erkek karşıtı agresiflikten öte bir ‘düşünce biçimi’ olarak algılanması gerektiği gibi.Ya da gelin ‘cinayetmiş’-‘kadınmış’- ‘feminizmde neymiş?!’ konularını bir yana bırakalım; en iyisi bu kadar toplumsal ve ailevi baskılara maruz kalan bu kadınların bir sabah uyanıp seri cinayetler işlemediğine şükredelim.
December 31, 2007
“Bir yil daha geride kaldi sayin seyirciler…” diye bir giris yapmak isterdim hatta hala saflikla inaniyorum, bir yerde kalan seylerin, en cok ‘umut’ tasidigina ve Adem’den gelen amnezik genlerimizin bir amac dolgrultusunda biyolojik gelisimimize katkisinin bulunduguna da…
Korkarak soyluyorum ki bu senede tipki diger detaylar gibi geride kalmadi. Zaman defterimizde , Hrant Dink oldu, yuruduk hepimiz, Sehitlerimiz oldu ve nasil sehit olmazdik hepimiz; muhtira verildi, muhtira geri alindi; Global Isinma resmen yuzumuze yapisti, rakiyi susuz ictik; secimlerle donatildi sokaklar, cunku festivaldi her seferinde, ve hayalkiriliklari Cumhurbaskani’ni secti kimisinde; aaaa evet Britney Spears saclarini tras etti, cok uzucuydu; Pakistan’in eski ve tek kadin basbakani suikast sonucu oldu; Irak savasi, bitti, aa pardon bitmedi mi?; Amerikan borsasi rekorlar kirdi, $olar bir indiii, bir ciktiiii; Facebook global hayallerimize renk katti, hepimiz ya birilerini ‘poke’ladik yada kimle nasil, hangi cografyada tanistigimizi hatirlamaya calistik.. ve en nihayetinde cok yorulduk hepimiz…
O zaman gelin soyle bir uzanalim, yavas yavas nefes alalim (Contraction &Release), hayir gozlerimizi kapamayalim, gozlerimiz gorsun herseyi. Birden ayna belirsin elimizde (tum masallarin en guzel yanidir bilmeyen varsa ‘ayna’ yaziyorsa ‘elinde’ ayna olmalidir elinde) Aynadan bakalim, simdi tum makro evrenlerimiz en mikro gozbebegimizde canlansin. “Hakikaten mutlu olmali bu sene” dileyelim kendimize, cunku tum 2007’nin ve tum evrenin bedenimizde biriktirdiklerine ragmen, arabalarin yan aynalarinda yazdigi gibidir hayat ”Objeler aynadan gorunduklerinden daha yakindir…”
Bu sene bana hatirlatin da dans edeyimJ Mutlu seneler..
December 5, 2007
Gundelik yasamda inasanin durup kucuk mucizeler yasadigi anlar vardir. Bir anda farkina varmadigi bir seyi animsar, gercekligine inanamaz yada yasadigi hayatin elbet belli bir amac dongusunde kendi icin yaratilmis olduguna inanir.

(fotograf bana ait degil)
Kisin ortasinda dizine kadar kara batmisken belki icinde karlarin salindigi kucuk bir cam kurede oldugunu dusleyip o anin tadini cikarabilirsin yada nedensiz mutsuz uyandigin bir sabah dunyanin oteki ucundaki dostununda mutsuz olmasini kaderin carklarina yorumlayip gununu anlamlandirabilirsin artik mutsuz olmak o kadar acitmaz canini.Yada herhangi bir gunun sabahi kucuk cubicle’inda otururken soyle bir diyologa tanik olabilirsin:
Cips yiyen kiz:-“I am having really bad cravings for chips guys” (gercekten fena halde canim cips cekiyor, bu esnada haril haril cips tuketilmektedir)
Baska diger kiz: “oh it is not like you are abusing yourself with it Hon” (kendine zarar falan vermiyorsun en azindan -kastedilen cips yemek)
Cips yiyen kiz: “No, really I feel like I am abusing myself” (ohh hayir gercekten kendime zarar veriyormusum gibi hissediyorum)
Baska diger kiz: “Ohh noo sweety” (ooo hayir tatlim)
Diiitttiiiddzzzrrriiiiiitttttttttttt…!!!! (Filmin genel akisina uymayan sahne sonrasi film seridinin takilma sesi.. anlayanlar dil cikarsinJ)

(foto yine bana ait degil)
Her hangi bir insanin herhangi bir gununde, kubikillar uzerinden hangi goz makyaji icin hangi kozmetik urunler kullanilmali uzerine tartismalar yasayip, cumleler icerisinde bol bol “ohh” “honey” “you are so sweet” gibi baglaclarin ve kuskusuz sifatlarin nuksedildigi bir gune baslamak basta bahsettigim mucizevi anlara denk gelmiyor pek tabiki..Hatta su dakika su yaziyi yazarken gerceklesen bir baska diyologu izninizle ifsa ediyorum:
Baska diger kiz ( telefonda konusmaktadir, ve telefonu kapatirken) ”….thanks Pete”der
Cips yiyen kiz: Did you just say Pete? (pete mi dedin? –buyuk ihtimal peter ismini pete diye kisalttigini dusunur)
Baska diger kiz: Yes that’s his name.. (evet ismi)
Cips yiyen kiz: ohhh That’s so cute.. does he sound like good looking?(ohh cok tatli, sesi yakisikli biri gibi mi? nasil oluyorsa??)
Baska diger kiz: (flortken bir edayla gulumser) ohh yeah.. (evettt)
(Calistigim sirketin imajini bozmamak adina firmanin ismini aciklamiyorum kisaca sigorta yaptirmayin:)
Nerde kalmistim mucizeler diyordum, korkarim ki bu kitada seni sarsacak kucuk dakikalar olmadigi fikrine kapildigin gibi olasi dakikalari yaratacak insanlar olmadiginida dusunuyorsun zaman zaman. Sonra herseyin alistingindan buyuk boyutlarda oldugunun farkina vardiginda, kastettigim double size hamburgerler, kolalar, patlamis misirlar, tshirtler, paltolar arabalar…vs. burada kucuk mutluluk anlari olamayacagini aslinda herseyin seni doyurmak icin kucuk olacagini dusunuyorsun, insanlarin burda herseyi bu denli erken yasamis olmasinin, yasadiklarinin aslinda sig kalmasinin, heyecan duyma seviyelerini -biz buna “threshold of Excitement” diyelim – yukselmis olmasindan midir bilinmez, onlari mutlu etmesi ve sarsicak denli etkilemesi icin double size seklinde gelmesi gerektigini urkutucu bir sekilde farkediyorsun.. Artik bu dakikadan sonra dizine kadar battigin kara kufretmekten baska caren kalmiyor, o kardan koskocaman bir buzdan heykel yapip bunu show haline donusturup etrafinda sarki soyleyip hotdog sattiklari sureye kadar…

What is man? A miserable little pile of mirac(less)…
October 23, 2007
“Bir mayis gunuydu, ucaga bindigim gibi kendimi yillardir ozlemini cektigim Kuba’da buluvermistim…”
Diye afilli bir giris yapmak isterdim ancak bu yazinin Kuba’yi tesvik etmesi kadar, yararli bilgiler sunmasi acisindan bir olanak olarak kabul ediyor, ve iki gruba ayiriyorum.”Biz Gideriz Kuba’ya” baslikli yazim tamamen oraya seyahat yapmak isteyen yada Kuba uzerine bir iki sey bileyim kultur olsun diyenler icin geliyor..Boylece kendi fikir ve hissiyatlarimi paylastigim sikici bir yazidan kurtulmus olacaklarJ Yazinin benimle ilgili olan kismini okumak isteyenler bir sonraki zaman dilimini beklemek zorundalar sanirim

Biz gideriz Kuba’ya, heyy Kuba’yaa…
Kanada, bilindigi uzere tropikal iklim sinirlari icerisinde olmamasi (zira bir cok insan yazin Kanada’da kar yagdigini sanar, yok oyle bir sey), ve yazin gidilip cosulacak kumsallarindan mahrum olmasi neticesinde, kendini en yakin buldugu kumsallari olan Meksika ve Kuba’ya atar. (Ucus suresi yaklasik 2-3 saattir) Kanada’nin bu inanilmaz turist potansiyeli, bizim gibi culsuzlara sunu kazandirir:”Inanilmaz Uygun Fiyatlara bir –iki Hafta Hersey dahil Paket Turlar”
Siz bu gercegi farkettikten sonra “yahu bende yillardir isterim, dibine gelmisim niye kacirayim boyle bir firsati!!” diyebilirsiniz, cok da isabet edersiniz..Iki uc ay oncesinden planlar yapmaya baslar, internette, tanidiginiz herkese Kuba’ya gideceginizi soyleyerek, hava atar, bir yandan da internetten bu yukarida bahsettigim paket turlari arastirmaya baslarsiniz. Dikkat edilecek bir iki husus, cevaplanacak bir kac soruya baglidir bu noktada:
1-Kuba’ya gidilme amaci nedir?
2-Bu amac dogrultusunda hangi sehir(ler) kistas alinmalidir?
3- Kuba’ya dair belli basli bir takim gercekleri biliyor muyuz?
Kuba’ya gidilme amaci nedir?
A- Bir cok turist Kuba’yi, beyaz kumsallari, mavi okyanusu ve kivrak belli kizlariyla, sikici is yasamindan kurtulanacak ucuz bir cennet mekan olarak gormektedir.. Nitekim bu amaclarla giden insanlar hicbir zaman yanilmayacaklardir. Kuba, otellerinde sundugu Revu kizlari sovlariyla, beyaz kumsalariyla (ki ben boyle kumsal gormedim) arkadas canlisi insanlariyla size inanilmaz bir hafta yasatacak ve tekrar tekrar gelmenize neden olacaktir.
B- “Yok Kardesim benim isim olmaz kum kaleleriyle, benim daha yuce bir amacim var” diyorsaniz, dunyada sayili Komunist ulkelerden olan Kuba, Amerika’ya karsi durusuyla cok farkli bir latin kulturu sergilemektedir. Bu anlamda yukarida bahsettigim iluzyondan cok uzak bir mekan hayal edebilirsiniz. Yasam tarzlari ve bu yasama ici mutlu ama disi ambargoyla kaplanmis bir sehir eslik eder. Yaniniza oturan bir Kubali’nin ingilizce bilmesede anlatacagi cok seyi oldugunu, fotograf makinanizin her karesine bir hikaye yapisacagini bilirsiniz

2-Bu amac dogrultusunda hangi sehir(ler) kistas alinmalidir?
A- “Bu Cennet mekani evet bende istiyorum.” diyorsaniz, secmeniz gereken sehir Veradero’dur
Bu sehir, size tatil resort’lariyla adeta Kuba’nin sosyo-kulturel yapisindan farkli, isole bir yasam surdurup, inanilmaz animasyonlarla eglendirir. Acik bufelerinden karninizi doyurur, ve havuz basina tum gun Mojito’nuzu yudumlayabilirsiniz. Disarida olup biteni pek umursamaz, denizinize girer, sallanan popolari izler, dinlenir ulkenize geri donersiniz.
B- Ilk gidilmesi gereken mekan bence Havana’dir. Ama Matanzas, gibi ara sehirlerde gidilip gorulesi mekanlardir. (Ben bizzat yuruyup dolasmadigim icin baska bir sehir hakkinda yanlis bilgilendirmeden kacinip, sadece Hanava’yi anlatacagim.)Havana bilindigi uzere Kuba’nin baskentidir ve yeni &eski olmak uzere ikiye ayrilir, benim tercihim, sahip oldugu doku ve yasamlar dolayisiyla eski Havana olmustur. Kucuk olmasina ragmen haftanin her gunu gidip sikilmamisimdir.
.
3- Kuba’ya dair belli basli bir takim seyleri biliyor muyuz?
Kuba dedigim gibi komunist ulke olmasi dolayisiyla, havalanindan sokaklara kadar her yerde asker barindirir.Insanlar kira odemez, egitim uniforma ve kitaplar ucretsizdir, yiyecek sikintisi yoktur, ucretsiz icki icme gibi luksleride vardir.
Iki cesit para birimi kullanir bir tanesi yasayan halkin kullandigi Kuba parasi, ikincisi ise Convertible dedikleri turistlerin kullandigi para, bu para birimi gucunu Amerikan dolarindan alir ve birebir takas edilir. Yaptiginiz alisverislerin hepsi bu para birimi uzerindendir.
Tropikal iklim dolayisiyla fazlasiyla sicak ve fazlasiyla nemlidir, yazin yagis alan ada kisin gunluk guneslik gecmektedir.
Tuketici kulturunden gelen bir yapiniz varsa alisveris merkezleri beklemeyin, herhangi bir bakkala girip cikolata biskuvi bulabilceginize inanmayin.. Lakin hangi dukkanin ne dukkani oldugunu anlamak biraz zaman aliyor.Ancak el sanatlari fazlasiyla gelismistir, tablolardan kolyelere herseyi pazarlik yapip satin alabilirsiniz.
Kullanabilceginiz tasima araclari fayton, bisiklettaksi, cocotaksi, ve normal taksi olmak uzere degisik zevklere hitap etmektedir.
Her yerde salsa calar ve o kadar calarki artik sizde kimse ogretmeden salsa yapabileceginize inanirsiniz.
October 11, 2007
Ben simdi buraya aslinda “bir Kuba patlatayim gitmeyen varsa da gitsinde gorsun”, akabinde “Turkiye’m neden disaridan kaotik gorunup de nasil icerden sakin bir politika izler sasirip kalirim” ve son olarak “Turks and Caicos bir sonraki Kuba devrimi olabilir mi” baslikli yazilar acmayi planliyordum.. Ama sonra dusundum okuyucu profilim benim malesef tembelligimden, usengecligimden nasilsa azaldi, amann nasilsa okuyan olmicak deyisimden bu deyisime inanmamdan bu sahane yazi dilimleri buyuk hezimete ugradilar ve baska bir yazar bulmaya karar verdiler, sayet kendime gelir ve buyuk bir hirsla kimse okumasada ben yazicam tabiyatini icimden bulup cikarirsam geri doneceklerine soz verdiler.O yuzden bugunu degisik bir ugras olan Facebook’tan bahsederek nispeten geciricemJ
ve bunca sahane yazi birikmisken icimde, Facebook gibi sanal bir alemle bu yaziyi gecistirdigim icin kendimi kiniyorum.
Facebook bilindigi uzere yeni sanal alem sosyallesme araci.. Bilmeyenler icinde Facebook yeni bir sanal alem sosyallesme amaci…Bunun daha onceki versiyonlari icin bknz. “sosyomat””yonja” Buraya uye olan insanoglu, oncelikle kendi profilini olusturur, iste profil fotosunu koyar, kendi bilgilerini gunceller kimlere egilimi var: sevgilimi arkadasmi, sevgiliyse cinsiyeti.. gibi en genel bilgileri girdikten sonra yavas yavas bagli oldugu network yasadigi yer gibi profil bilgileriyle tamamlar. Akabinde –ki bu bir yaris gibidir -ne kadar cok arkadasi varsa hepsini kendi bunyesine ekler bir kere gormus olmasi yeterlidir arkadas statusunde bulunuverir hatta Facebook bu sosyal cerceveyi daha onceden gormus olacakki arkadas tanimlamalarda “Bir arkadas vasitasiyla taniyorum, I don’t even know this person” gibi click merkezleride koymustur. Aslinda bu arkadas eklemeler size ummadiginiz insanlari bir nostaljik kapisi acar gibi, “aa evet biliyorum ben bu insani yaa nerden biliyorumm anaaaaa ilkokuldan”gibi cumleler kurmaniza neden olur.. (ben, en cok bu kismi eglenceli buldum) Sonrasinda eski yeni tum arkadaslarinizi bu profil sayfaniza bagladiktan sonra, daha da komik bir oyun parkinin kapilarini acmis oluyorsunuz..Bu kisimda insanlara icki yollayabilir, onlara sarilabilir, sarki gonderebilir, hayvanlarini besleyebilir, uzerlerine koyun atabilir ( bu kisim a little bit weird I know), ve vampir yapabilirsiniz.(ki gercek yasamda bak seni isiricam vampire olucaksin gibi cumleler kurmaniz arkadas cevresinden uzaklasmaniza neden olabilir, buyuzden facebook disinda denemeyin)
Icki gonderme gibi meziyetleri “gercek yasamda olsam o kadar kokteyli icemem zaten iki cikolatali sutu bile ustuste icemem” gercegini bildigim icin sanal alemde gerceklesmesini mantikli buldum. Ustelik fotograflarini, eski cekimleri kurgulayip videolarini uzaktaki insanlarla paylasabilmen, cok samimi olmayip arada hatirladigin insana bir iki wall dosemen su sanallik icerisinde eriyen bir takim degerlerimizi az da olsa hafiflettigini dusunuyorum bunun sanal yontemle yapilmasi hos mu degil ama Kanadada’yim ben ne yapayim..Ancak ozellikle uzak durdugum seyler, sanirim “birine sarilma, dokunma “ gibi sanal alemde yapilmasi, icimi acitan seyler olsa gerek…Kanada’da sunu farkettim cunku ozledigin az cok bir sey paylastigin, birlikte calistigin insan seni gorunce sarilmiyor cunku, gayet ilk tanistigi insana sarilan turk milleti olarak, boyle tam kollarimi acmaya yelteniyorum ki gundelik yasamdan konusmaya baslayivermisiz.. Tabi ben nasil yani beni sevmiyor mu, arkadas degilmiydik biz, Eeee bana koyun firlatiyordu orda burda, gibi cumleleri gecirirken normal diyologu bile kaciriyorum..Aslinda birbirine sarilmazken, tanimadigi adamla sevisen bir toplumda bu tur tezatliklara pek aldirmamak gerekiyor..Tanidigim bir fotografci Berch, Turkiye’ye (Turkiye dedigim harbi Turkiye Antep, Mardin, Diyarbakir)ve Israil’e gittiginde, Kanada’ya geri geldiginde su yorumu yapmisti: “Orada insanlar, bagiriyor ,cagiriyor, sariliyor, seviyor, birbirlerini olduruyor ama gercekten yasiyorlar”demisti..
August 22, 2007

Biliyorum, ben bu blogu iyice bosladim, ancak hakli sebeplerim var bakin bir sorun "tanla neden yazin kayboldun?" cevap veriyorum: cunku internetim yoktu.. yoksa Kuba’ya dair herseyi en ince detayina kadar anlatmaya hazirim, ve bilumum "Ucuncu dunya savasi Turkiye’den cikarmi" gibi politik konulari ve kara para aklamak icin hangi tropikal ada secilmelidir gibi her sorunuza vakif ve cevap verebilecek nitelik ve donanimda oldugumu belirtmek istiyorum; hemen bu fotografida acikliyorum yoksa hayir narsist degilim..kanada’ya geri dondum ve yine modelim yok ve ustelik bu saclara o kadar para vermisken ve sadece kasindirdigi ve acittigi icin uc gun sonra cozecekken en azindan bir fotografim olmali diye dusundum, ha bir de kimsenin bana moda fotografi cektircegide yok bu gidisle hevesimi almam gerekti..en yakin zamanda bomba gibi Kuba anilarimla donuyorum ..
April 30, 2007
29 Mayis itibariyle Toronto’dan kalkan ucagimiz Frankfurt ve Munich olmak uzere Almanya’nin belli basli kentlerine transit diye tabir ettigimiz bir yolla ugrayarak yolcularimiza cikolata alma imkani verdikten sonra alamanca anonslar esliginde , Izmir istikametine yol alacaktir onemli duyurulur.. 
Ancak bu onemli duyurudan daha onemli ve hakikatli bir duyuru vardir ki o da bir baska ucagin Mayis’in ikinci haftasina denk gelicek sekilde dunyadaki sayili komunist ulkelerinden Kuba’nin kumsallariyla unlu ve Hanava’ya olan yakinligi bakimindan tercih edilesi Varadero sehrine yol alacak olmasidir.Bu istikamet yillardir planlanip bir turlu faaliyete gecirilememesi bakimindan ayrida bir onem tasimaktadir.(artik burayada yazdigima gore sozumden donemem).Bu seyahatimiz bilumum fotograf ve video cekimleriyle desteklenip yeterli dokuman saglanip post production isleminden gecirildikten sonar okuyucularimizle paylasilacaktir.Bu konuda oldukca heyecanli ve bahtiyariz.Buyuk ihtimal yalniz gecirilecek bu yolculuk katilmak isteyen tum okuyucularimiza aciktir.
April 13, 2007

Icim sikiliyor bu hafta…gri bir leke herkesin yuzunu yapismis..sanki bu hafta gecsin hersey yoluna girecek, bu hafta gecsin gulmekten olecegiz hepimiz… bu hafta hala gecmiyor..
Gecen gun Bejer’le konusuyorduk, siradisi fikirlerini aksiyona cevirmekte tembellik eden bu sanatsal kisilik, utanmadan tum yonetmenlerin fikirlerini caldigini iddia ediyordu.. (bknz: bejer.blogsome.com) Bende yonetmenlerin ve fotografcilarin fikirlerimi caldigini idda ediyorum arasira; ama benim ki daha komplike gerceklesiyor..mesela ben daha onu dusunmeye vakit kalmadan calmis oluyorlardi, isin en acikli durumu bu sanirim, ben bunu dusunmustum diye hava atamiyor, baskasi once dusundu diye kiskancliktan kivranip ayni fotografa yuzkez bakiyorum, ve nasil imreniyorum bilemezsiniz:)
Ama benim -umuyorum ki- herkesten once dusundugum bir senaryo konusunu paylasmak istiyorum ..Aslinda cogu kisinin aklinda olan ama organize edilmemis fikirler butunu de diyebiliriz..
Filmin acilis sekansi (cok teorik bir cumle oldu biliyorum ben bu isi hehe) : Banka benzeri bir kurumun icerisinde bir kadin ayakta form doldurmaktadir yalniz bu form banka formlarindan farkli olarak su sorulari barindiriyor, ismi, yasi, daha once icine bulundugu iliskiler, cinsel tercihi, nelerden hoslandigi vb.(tamamen aslinda gorevlinin isine yaramayacak ancak formalite geregi vede kayit amacilay dosyalanacak belgelerdir) Kagitlari alan memur dosyayi inceler, iki dakika izin isteyip iceri gider elinde mavi bir kartla geri doner..
-“Buyrun ,” der “bu kartta ruh esinizin adi soyadi simdi ikamet ettigi yer ve telefonu yazmaktadir kendinizi hazir hissettiginiz zaman kontak kurabilirsiniz”
kadin gulumser ve cikip gider..
Burasi belli yasi gectikten sonra hala aradigi aski bulamayanlarin kontak kurdugu bir binadir. Ve gercekten ruh eslerini bulmaktadir.
Filmin bundan sonrasini bu kadar detayli anlatmayacagim tabiki:) ama mutlu birliktelikler yarattigi gibi, dramlarda soz konusudur film boyunca.. Ornegin; 10 yil mutlu bir evlilik sonrasinda karisinin hakikaten ruh esi olup olmadigini anlamak isteyen bir kocanin aslinda esinin ruh esi olmadigini anlayip onu terketmesi..yada ruh esiyle yeni karsilasan bir kadinin yaninda uzanan adama yabancilasmasi, ve cikar yol bulamamasi.. (simdi mutlu olamazsa hic olamayacaktir cunku) Yada, kisilerin bu gercegi bir turlu benimseyemeyip birbirini aldatmalari, birbirini kabullenmektense huzursuzluk cikarmalari (cunku aslinda neden mutsuz olduklarini bilmeyip sucu birbirlerine yuklemeleri)
Oncesinde cocuksu bir icguduyle isaretlerin bana “o”nu bulmama kolaylik saglayacagini dusunurken: hep bu isimde sevgilim olsun, hep bu kitabi sevsin iste, boyle guzel konussun.. (kisaca bana ismini, oturdugu adresi versinler isterdim) Buyudukce ki bu son bir kac aya tekabul ediyor.. Aslinda verilen kartin karsindakini senin ruh esi yapmadigini sahane bir onseziyle kesfettim:) Hala “o” olduguna inaniyorum, ki “inaniyorum oyleyse vardir”..Ancak artik ruh eslerinin senin farkinda olmadan yanastigini, elini tuttugunu, ilk bakista olmasada yavas yavas sana sahip cikmasiyla, sana inanmasiyla, eline sikistirilan kagit parcasiyla degilde biriktirdiklerinizle ruh esi kivamina geldigine inaniyorum..
Bu hafta bir gecsin..ne demisler :tomorrow ‘s gonna be OK..
Dipnot: Cok guzel bir soz ogrendim bu arada usengecligimden ceviremedim maruz gorun “As long as the world is spinning and turning, you will be dizzy, you will make mistakes”
March 22, 2007
Bu sabah, karsi kaldirimda yuruyen adamin kendi kendine konusarak ciplak elleriyle duvara vurusunu izledim. Simdi ona “ustunde yipranmis kiyafetleri, kac gundur kesilmeyen sakali” gibi tanimlamalar yukleyerek hakaret etmeyecegim. Ayni tavir “Kopruustu Asiklari”’nda ki Alex’in alnini otobana surtmesinde yada ayni filmin diger kahramani Juliette Binoche’un Kieslowski trolojisi olan Mavi’de ellerini kanatircasina duvara surterek ilerleyisinde de vardi.
Belki Alex’in ki modern teknolojinin yalnizligina ve/veya goturulerine karsin kendini acitarak varligini hissetmeye yonelik bir tutumdu, belki degildi. Yada Binoche en az ruhen hissettigi aciyi fiziksel aci olarak duyumsamak istiyordu, belki degil.
O adamin neden duvara vurduguna yonelik uzun metraj bir film olmadigi icin bir takim varsayimlar uretemem tabi ki fakat her uc insani izlerken, hissettigim duygu ayniydi: Varolma, hissetme cabasinin kizginlikla, belki aciyla disari vurumu. Ve bir o kadar yalniz.
OB (Orgutsel Davranis by Serdar) kitabindan okurken dikkatimi cekti, daha onceden bu “mesafe”den haberdardim ancak bir adi oldugunu bilmiyordum. “Proxemics”: Insanlarin fiziksel anlamda birbiriyle olan mesafesidir. (The way individuals space themselves in terms of physical distance). Kalabalikta yururken insanlarla arandaki mesafe, otobuste oturmak icin sectigin yer, ilk karsilastigin insanla biraktigin konusma araligi…Farkinda olunmaksizin fiziksel olarak yaydigimiz yalnizlik.
Simdi modern dunyanin tum sozlerini unuttugu zamanlarda, bu mesafe o kadar buyuyor ve uzun sureli oluyor ki, adam gibi dokunuslari ozluyoruz, kendimizi kanatircasina farkedilmeyi, umursanmayi bekliyoruz kuyrukta beklerken. Beyoglu’nun gunun herhangi bir saatinde disari atip kendimizi o kalabalikta, birilerine carpmayi,itilip kakilmayi, her seferinde: iste al fiziksel olarak varligindan haberdar olacak bir yigin insan, en onemlisi sana bunu hissettirecek bir kalabalik, deyip mutlu oluyoruz. En azindan Ben oluyorum, Borges gibi.
Daha bireysel insanlar yaratarak actigimiz mesafe, malesef daha bencil, haliyle daha cikarci, aslinda kendini aldatan insanlara donusturuyor mu? Ve en onemlisi umursamaz insanlara…Isyerlerinde insanlari ozellikle birbirinden ayirmak icin kullanilan cubicle’lari faydali bulan bir milletin, dunyanin bir ucunda yasanan acilarin yada olen insanlarin varligindan rahatsiz olmamak icin ne kadar “mesafe “ birakmasi gerekir arasinda? Karsindaki insanin artik sana cekici gelmedigini anlatmak icin ne kadar bir aralik birakilarak sarilinmali? Yada Elleriyle duvari yumruklayan bir delinin sana satasmamasi icin hangi kaldirimdan yurunmeli?
Dun aksam otobuste tam onume uyku tulumuyla bir kadin oturdu yuzume bakip: Smile Missy! Life isn’t that bad, maybe it is.. But I try not to think about it.!, dedi, ve bir durak sonra indi.
Not: Dunyanin en yasanilabilir sehri secilen Toronto’da 1998’de yapilan ankette 28,000 evsiz oldugu ortaya cikti, bu sayidan 12,000’i koruma evlerinin hic birine girmedi, %60’i en fazla 4 gun bu koruma evlerinde kaldi. Kendi istekleri dogrultusunda sokakta yasamaya devam ettiler.
Not: “Galiba insanlar artik ekranda kendilerini görmezlerse warlıklarına da inanası gelmio” demisti Bejer pek begenmistim.Insanlarin kendi iclerinde actiklari mesafeyi daha iyi ozetleyemezdim.(Kendisi ayrica su bastaki fotografi yerlestirebilmis muhtesem zattir) Acaba O nerde ki?
Dip not: Bu yaziyi beni pek bir sevklendiren Banu Acun’a armagan ediyorum.:)
March 10, 2007
Bugun bu konu uzerine Kuzenim Cem’le bir roportaj yapmaya karar verdim bu konuda oldukca tecrubeli gunumuz Turkiye’sini yansittigini dusundugumden ondan daha iyi bir aday olamazdi hep birlikte izleyelim (bu da haber bulteni gibi oldu neyse):
][’anla says: cemcim bu konuda neler dusunuyorsun biraz anlatirmisin
Elmo BlatcH says: taabiki ‘
][’anla says: once egitimminden bahsedelimm okuyucalarimiza anlatir misin egitim yillarini.
Elmo BlatcH says: tanlacım seni çok bilmem ama ben sanki bu yatırımların içinde bir parça korku bir parça tembellik olduğunu düşünüyorum
Elmo BlatcH says: bi dakka ya
Elmo BlatcH says: aslında röportajı ben yapacaktım sen forum sahibi ünlü biri olarak katılacaktın ‘
][’anla says: ben forum sahibi olarak senle porortaj yapmayi uygun buldum
Elmo BlatcH says: ama öle konuşmamıştık sankim
‘][’anla says: karsilikli roportaj yapalim yeni cigir acalim
Elmo BlatcH says: tamam paso soru soralım kimse cevap vermesin ‘
][’anla says: hehehe ‘
][’anla says: simdii egitim yillari diyordum
Elmo BlatcH says: evet tanlacım
Elmo BlatcH says: bu soru zamanlaması bakımından da ilginç oldu
Elmo BlatcH says: çünkü 15 dk önce y.lisans eğitimimin de son noktası olan sunumu hazırlamayı bitirdim ‘
][’anla says: yani formal olarak mezun oldun sayabilirmiyiz seni?
Elmo BlatcH says: yani bir nevi
Elmo BlatcH says: aslında 10 gün önce sorsaydınız bu soruyu eğitim hayatım bitti gibi bişey derdim ama bu ingiltere işi çıkınca
Elmo BlatcH says: sonuçta orası da bir nevi okul ‘
][’anla says: bir dakika Ingilteremi dediniz yoksa hani kapitalist ulkelerin bastaci?
Elmo BlatcH says: ıı şey evet..
Elmo BlatcH says: her neyse ilkokuldan başlayım isterseniz
‘][’anla says: simdi bir dakika yuksek lisans dediniz akabinde yine baska bir egitim sisteminin icerisine mi girmeyi planliyorsunuz?
Elmo BlatcH says: dediğim gibi bir nevi bir kurs olabilir
Elmo BlatcH says: ama ondan öte bir yaşam tarzının değişimi farklı bir languages&cultures deneyi
‘][’anla says: Peki bu tur birikimlerin size ne kazandiracagini dusunuyorsunuz?
Elmo BlatcH says: aslına bakarsanız benim dalımda bana bilgisel olarak bişey katmayacak en büyük artısı şüphesiz ki etiketi ayrıc dediğim gibi benim için bir deneyim
‘][’anla says: etiket?? himm enteresan
Elmo BlatcH says: kesinlikle..
Elmo BlatcH says: ayrıca vizyonumu da geliştirecektir diye umuyorum ‘
][’anla says: Turkiye’de size is olanaklari acacagini dusunuyorsunuz anladigim kadariyla bu etiketin, peki sizcede Turkiye’de ve hatta dunyada fazlasiyla egitim gormus insanlarin olmasi ve bir cogunun is bulamamasi konusu hakkinda ne dusunuyorsunuz?
Elmo BlatcH says: aslında onlar beni bağlamıyor bu konuda tamamen kendimi düşünüyoorum fakat türkiye’deki olanakların ne kadar kısıtlı olduğunun farkındayız. Zaten bu durum beni daha fazla eğitime de sürüklemiş olabilir..Ama maddiyata çok fazla değer veren bi insan olmadığım için çok da yüksek beklentilerim yok iş hakkında ‘
][’anla says: ama ben sizi her isi begenmeyen gelen teklifleride bir dusuneyim diye kenara koyan bir insan olarak bilirdim?
Elmo BlatcH says: onlar geçmişteydi..yani eğitim sürecinde olduğu için çok ciddiye alınmıyordu..Ama dediğim gibi reddettiysem de başka nedenleri vrdır maddiyattan öte…Mesela sadece benim karakterime uygun değil diye kenara koymuş olabilirim
‘][’anla says: Bu degindiginiz nokta ayni zamanda dunyadaki sorun degil mi biliyoruz ki bir cok insan konumlandigi iste, mutsuz depresif bir sekilde hayatini surduruyor, sizinkinin farkli olacagina inanciniz nerden geliyor bilelimde bizde ordan alalim
Elmo BlatcH says: aslında kesinlikle doğru .Çevremde bi tane hem çalışıpta hemde işinden memnun olan bi insanevladı yok. Benim umudum heralde tecrübesizliğimden geliyor. Hiç çalışmadığım için orada bi yerlerde tamamen bana uygun bi iş olabileceğini düşünüyorumm. Yani kolay kolay alamazsınız..İçinizde olmalı.. ‘
][’anla says: Bu benim bir once bahsettigim cocuksu inanca tekabul ediyor olsa gerek, ve eger bir insan bu kadar naif bir sekilde inanirsa hakikaten vardir diyorum ben..
Elmo BlatcH says: evet aslında ama sizin ne zaman bahsettiğinizi göremedim malesef..kendinize pay çıkarmayın..
‘][’anla says: bir onceki yazimda bahsediyorum cem bey
Elmo BlatcH says: pardon..
’][’anla says: Sizi iyi bir okuyucum zannediyordum roportaji burda bitirsek cok iyi olucak Cem sen cok degistinnn..
Elmo BlatcH says: ne diyon lan sen
‘][’anla says: sen bambaska biri olup ciktin su Ingiltere isi ciktigindan beri
Elmo BlatcH says: ya bırak bu işleri bacım senin gibi çıok tanıdım hadi yallah..
Elmo BlatcH says: bi anda pislikleşirim bööle …..
Bir roporatjimiz daha husranla sona erdi bir baska konuda gorusmek uzere hoscakalin:)
March 5, 2007
Aslinda bugun bir baska OB dersleriyle - gunumuz yasantisinin benzerliklerini iceren konuya deginicektim amma velakin kopya cekecegim kitabimi almayi unuttugumdan bu global etkilenimler icerisinde olacak yazimi baska bir gune sarkittigimi uzulerek belirtiyorum.(Lutfen aglamayin benide aglatacaksiniz) Bunun yerine hepimize daha keyif verecek olan insanligin mucize arayisi, buna inanisi hatta ona tamamen sarilisina deginecegim:)
Yuzuklerin Efendisi uclemesinin cok meshur oldugu zamanlardi, benim de Binbir Gece ve kendi uydurdugum masallarin disinda fantezi dunyasiyla tanistigim ilk zaman dilimleride denebilir. Hos daha sonrasinda yine bu tur fantastik kitaplarla iliskimi populistlige kaydigini dusundugum icin kestim. Ama peki Yuzuklerin Efendisi cok mu anti-populistti? Hayir, ama o yasli adamin kendine yarattigi Elf dili, orta dunya irklari cok samimi gelmisti, en cok da kendi inandigi icin sanirim.O caanim kalin uclemeyi bitirdikten sonra, incecik bir deneme olan “Periler Dunyasi Uzerine”’yi okudum, bu kitabi pek az insan bilir ancak masal dunyasi uzerine yazilan, gayet edebi ciddiyet iceren kucucuk bir kitaptir.Hatta o kadar ciddiye almistim ki zamaninda bu dunyayi, bir ara omzumda kucuk periler yasiyor sanirdim:)(Bocek’e selam) Tolkien amca, genel olarak masal tabiyatindan, hangi zaman dilimlerine uzandigindan ve bu edebiyatin ne kadar uzun soluklu oldugundan bahsediyor.Ve masallarin vazgecilmes motosunu -“inanirsan gerceklesir”- her cumlede okuyabilirsiniz. Baslangicta hepimiz masallara inandik bazilarimiz cabuk terketti bu inanci zaten sacma seylerdi, bazilarimiz bunun kendilerine entellik kattigini dusunup hissetmeyerek benimsediler, yada bazilari sadece hissetti, haa o mu kocaman bir ejderhaydi iste… Ama bu Melekti, seytandi, scientolojiydi, budizmdi,insan surekli kendinden baska mucizevi bir seye hep inandi, aksi takdirde varoluscu sorgulamalarla yitip giderdi, ne dunya sahane bir yerdi, ne de bir anlami olurdu herseyin, o Pandora’nin kutusunda kiyida kosede kalan hic bir umut olmazdi..
Tolkien, kesin yanlis yaziyorum ama okunusu boyle ”Moorifok”’tan bahseder.Bir cocuk bakisidir bu temennimce.Herseye yeni bir gozle bakmaktir ve aslinda pek sasirmamaktir biraz, konusan bir kopek gordugunuzde bir cocuk buna sizin kadar sasirmaz, cunku kopegin yetileri onda sabitlesmemistir.Ve sirf buyuzden insanin moorifok deneyimlerini arttirmasi gerektigine inanir tonton amcam, her seye ilk defa bakiyormussunuz gibi bakin der, tekrar nefes almayi ogrenin. (Yoksa benim cubiclem’da her gun ayni seyleri yapmamin hayatin kiyisina dokunacak bir iskelesi olmazdi)Biraz optimistik bir yaklasimdir tabi bu sevgi kelebegi insanlar olmamiz gerekir boyle bir bakis yakayabilmek icin ;ama bakis yonunu degistirmenin kimseye zarari olmaz herhalde (fotografcilik anlaminda en faydalandigim kelimedir hatta uzerine yoktur, hatta dur ben bir portfolyo hazirlayim bunun uzerine).
Bir masalda, kahramanlar kati bir suretle kotu ve iyi olarak ayrilmaktadirlar (Sirinler iyidir, Gargamel o kotudur!),
ve en nihayetinde iyi kazanacaktir buna kusku yoktur, kazanmazsa ben ona zaten masal demem, diger taraftan kotu de cezasini ceker, ya pisman olur, yada kendi yarattigi durumun icinde bataga saplanir ve kurtulamaz.Ama en dokunaklisi o yaratilan evrende kotunun bile guzel olmasidir, belki fiziki anlamda guzel tasvir edilmemektedirler ama ama yasadigi dunyanin tum mahremiyetini uzerinde barindirmaktadirlar.Kucuk bir bocek bile tilsimlidir, cunku senin benim bilmedigim sihirin gerceklestigi evrende yasamaktadir, bir kurbagayi prense cevirecek olan sadece kucucuk bir opucuktur en nihayetinde. Tolkien: Agzindan alevler puskurten bir ejderha, bacasi tuten bir fabrika bacasindan hem daha guzel, hem de cok daha gercek anlamda gercektir” buyurur.Bende ona daha fazla katilamam.
Ve son olarak, peri masallarinin en vurucu noktasi hicbir zaman imkansiz olmayisidir, ve aslinda biz olmayisina tapariz, bir sey gerceklesmesi gerekiyorsa soylemen yeterlidir. ”Bir varmis bir yokmus” diye baslayan masallarda, daha cok varolanlari dinleyip dusledigimizden cogu zaman masallardaki mantik eksikliklerini hemen kavramis gibi kusuru parmakla gosteririz ki bu daha sonra ”masallar gercek degildir” cumlesine varan yegane eylemdir. Halbuki anlatici basta belirtmistir hic bir sey kati suretle “var” yada “yok” degildir bir hikayede. Tanri “ol” demisti sadece ve olmustu koca bir dunya…
“Kocasini kaybeden kadin cansiz bedeni yaninda agliyordu:
Camdan dagi astim senin icin
Mavi gomlek diktim senin icin
Ve sen uyanip bana donmeyecek misin?”
…………..
“….duydu ve dondu…”
Not: Ben simdi size nelere inandigimi soylesem, dalga gecersiniz , buyuzden once siz soyleyin once ben dalga geceyim:P
February 16, 2007
Bir 14 Subat daha Kanada’da resmi bayram olarak gecti, ilkokullar bile bugunun provasini daha onceden yapmaya baslarken, ve her yandan “Happy Valentine’s Day” !! tebrikleriyle karsi karsiya kalirken,o gunu unutman imkansiz tabi..
Tabiki bir klise olarak 14 Subat’tan bahsetmeyecegim yoksa title olarak 14 Subat yazardim degil mi.?!Onun yerine eskilerin asklariyla gunumuz caginin, bir diger klise konusu olarak “askin yozlasmasi”na deginmek istiyorum af buyurursaniz..Ya hakikaten daglari asan bir Mecnun yoktu, o zamanlar yada biz isin cilkini cikardik modern cag insani olarak (gerci biz herseyin cilkini cikardik ya o da ayri hikaye)..Bu, insan ruhundaki buyuk bosluk olsa gerek, bir kararsizlik hali -o esikten ne gecme ,ne de geri donme gururu-..Haliyle ne istedigimizi bilmek icin zaman gerekti, emek gerekti (bir selvi boylum al yazmalim izlenmesi gerekti) sonrasinda sonuclarina katlanmak gerekti.
Aldigim “Organizational Behavior” (turkcesini simdi cevirirsem abuk olabilir )dersinde Motivasyon konusundan bahsediyorduk ve aslinda bu konunun ask’la ne kadar ortustugunu farketmeden gecmedim tabi ki… Motivasyon ingilizce olarak soyle tanimlaniyordu: “intensity,direction and persistence of efforts a person shows in reaching the goal..”Turkceye cevirmede pek basarili bir insan olmadigimdan kisaca motivasyonu orneklemelerle aciklayacagimJ:
1-intensity ( yogunluk)
2- Direction (yontem)
3-Persistence(kararlilik)
Ornekle aciklayalim; misal Mecnun oncelikle Leyla’ya karsi yogun hisler beslemeliydi bunlar hoslanma, baskasini gormeme(bknz.Askin gozu kor etmesi) hep onu dusunme diye tabir ettigimiz fillerle gerceklesiyordu.
Daha sonrasinda izlenmesi gereken yol, yontem belirlenmeliydi.. Aksi takdirde bu hep platonik ask olarak kalacakti. Haliyle ansizin bahar vakti topladigi ciceklerden Leyla’ya tac yapip sunma,surekli espiri yapip akabinde “gulunce cok guzel oluyorsun” diyerek baglamak suretiyle iltifat etme gibi yontemler icin kucuk ornekler istikal etmektedir.
Ve kahramanlarimizi mutlu sona ulastirmak icin gerekli olan “kararlilik”..Iste konumuzun en asilmasi guc, o esik insanligindan kurtaricak sihirli kelime..Bunun icin efsane kahramanimizin daglari asmasi gerekir ki bu gunler boyu susuzluk, bir dilim ekmek ve yalniz gecirilecek zamana takebul eder, ki gunumuz sartlari dusunulurse bunun ne kadar zor oldugu daha iyi anlasilacaktir (Leyla bu konuda sansli tabi o zamanlar pek kalem kasli guzel kiz yok)
“Ve dagin tepesinden inen Mecnun,kosarak sevgilisini kucaklayip 360 derece tur atmak suretiyle sonsuza kadar mutlu yasamayi dusledi, ayni esnada Leyla da dusunuyordu: bu uc temel kelimenin onune gecis yoktu, ve aslinda sonsuza kadar diye tabir edilen mutluluk, bir kum saati hasretinden daha uzundu, Leyla’da ona geri sarildi ve sonsuza kadar mutlu yasamayi dusledi..”
PS: “motivasyon” insan kaynaklari yonetiminde ayni zamanda ask hayatinizda cekinmeden kullanabileceginiz bir formuldur.
February 6, 2007
Bugun ofiste gayet nacizane cubicle’im da otururken(cubicle bilindigi uzere insanlari ofis ortamlarinda iletisim kurmaktan alikoyan –ki bu konuyu daha sonra Amerikanin bireyselcilik politikasinda deginecegim-pek gerekli ayrac) ve pek tabi ki bir ise yaramiyorken, birlikte ogle yemegi yedigim Peru’lu Japon arkadasimin ve benim ortak bir sorunumuz oldugunu farkettim (bu farkedisim aslinda cok onceye dayaniyor ama olsun) ikimizde “Gocmen” statusundeydik, su Kanada ulkesinde ve ayni sureclerden geciyor yada gecmek zorunda birakiliyorduk.
Bu surec oncelikle Kanada’nin Amerika gibi kendisini pazarlamasiyla basliyordu. (Bu pazarlayis Marshall yardimlarina kadar dayanir ama bu da baska bir hikaye)Malesef dunyanin batisinda kalan bu kitada yeteri kadar mimar, doctor,muhendis yetismediginden olsa gerek Kanada buyuk bir umutsuzluk icerisinde baska ulkelerin beyinlerini talep ediyordu. Bizde zeki kivrak ,atletik turk-hintli-cin genci olarak onlarin bu sorununa cozumler getirecek, ustelik inanilmaz paralar kazanacaktik. Oyle ya isik dogudan yukselirdi, bir Amerikali bizim kadar zeki ve pratik olamazdi. Bu yonden bakilirsa nedenler gayet inandiriciydi.Ardindan apar topar formlar dolduruldu: egitim kismi masterlarla, is kismi kac yillik tecrubelerle bezendi , evelallah hepimiz ingilizce biliyorduk zaten. En nihayetinde Kanada’nin talep ettigi dolarlarimizda hazirdi, ayak basti parasi olarak. Hem bu paranin kazanacaklarimiz yaninda lafimi olurdu, Kanada’nin deli gibi “bana” ihtiyaci vardi en nihayetinde.
Simdi hatirliyorum, katildigim Toefl sinifinda dort tane doktor, bir tane mimar bir tanede psikolog vardi, hepsi hemen hemen 3 yil once gelmislerdi.High-skilled Immigrant (egitimli gocmen) statusunde bulunan farkli uyruklardan bu insanlarin, ihtiyac oldugunu dusunerek geldikleri bu ulkede once ingilizce yeterlilik sinavini gecmesi, ardindan diplomalarini kabul ettirebilmek icin universiteden ders almasi ve en onemlisi “Canadian Experience” (kanada tecrubesi) edinmesi gerekiyordu.Bu da yaklasik 5 yili bulacakti. Kendi meslegini yapmakta israr eden bir gocmenin onunde tek secenek vardi, oncelikle Kanada’nin kirli islerini yapip (dirty jobs) para kazanacakti ki bu bes yillik surecde ailesini gecindirebilsin.En gozde olanlar taksi soforlugu, Mc Donalds’ da garsonluk (oyle demeyin ayin calisanida secilebilrisiniz), Pizza dagiticiligi,badana yapmak. Pek tabiki bunlarin hicbiri gelen gocmenlerin meslegi olmadigi icin (cunku basta doldurduk ya formlari, yuksek tahsilli degilsen gumrukten gecemiyorsun bile) ufak bir uyum problemi yasiyorsun.
Oncelikle gelen gocmen bu sekilde demoralize ediliyor, kendi ulkende doktorken, artik kendini ifade edemeyen temizlikci haline geliyorsun.Cunku Kanada en cok kendi doktorunun bir gocmen tarafindan issiz birakilmasindan korkuyor. Eger hakikaten bir sekilde bu konuda kendine olan inancini yitirmediysen, tecrube kazanman gerektiginin farkina variyorsun, bunun da tek yolu gonllu calismaktan geciyor. Eger bir kac yil pizza dagitip, gonullu calisip, universiteden egitimini tamamlarsan evet is bulabiliyorsun.
Kanada bu isin sistemini oyle guzel oturtmuski hakikaten ayakta alkislamak gerekiyor.Gocmenleri bunyesine katarak hem dusuk ucretlere Kanadalilarin pek el surmeyecegi isleri yaptiriyor (Kanadalilardan da insaat islerinde calisanlar tabiki var ancak onlar genellikle derneklere bagli calisarak grev yapma, yuksek maas, sigorta gibi imkanlara sahipler.)diger yandan yilda 200.000 gocmenin getirdigi ayak basti parasiyla ulkeye fazlasiyla kaynak sagliyor, hem de egitimli insanlarla ulkenin genel egitim duzeyini yuksek seviyede tutmayi basariyorsun.Dusunsene garsonun iki universite bitirmis(sekil 1- A;Tanla Silay)
Kanada’nin hala fazlasiyla doktora ve bilgisayarciya ihtiyaci var, haliyle onumuzdeki sene 2 milyona yakin gocmen almayi planliyor.(Cin ve Hindistan basta olmak uzere) Tabi Alberta gibi gelismekte olan eyaletlerde petrol cikarmak icin gereken isciyle pek alakasi yok bunun, yada Dogu blogunda ilerleyen Cin ve Hindistan’in son 10 yilda gostedigi uretim atagininda, sadece tum dunyaya nufusunun %45 inden fazlasini yabanci uyruklu insanlarin olusturdugu bir ulkenin baris icerisinde olacabilecegini gostermek istiyor.Haksiz sayilmaz da, simdi cubicle’im icerisinde yalniz basima otururken ve aslinda hemen herkesin bildigi daha onceden yazip cizdigi cumleleri sayiklarken, Peru’lu Japon arkadasimi daha once bilmedigim sekilde selamliyorum: “Bienvenido a Canadá, Patricia!”
February 1, 2007

Hazir yeni yil gelmis, hazir internet cagi almis basini gitmis,ve en nihayetinde artik iletisim kurma yontemi "Kiz lisesinin onunden gecerken suzme islemlerini" bir hayli geride birakmis..Neden benim de blogum olmasin, diye sordum anneme..o da ‘olsun’ dedi..Neden dunya bu sahsiyeti taniyip bagrina basmasin, fotokritikten fotograflarini takip edip, youtube’de filmlerini izleyip, -daha da fikir sahibi olmadilarsa -blogundan fikirlerini okumasin?… annem ‘okusun’ dedi.
Ve evet..hersey bir insanin kendini ifade etmek icin tum kablolu yada kablosuz aglari kullanarak dunyaya haykirisi olabilir bu, tum sanalligiyla, dokunmaksizin iletisim cabasi..ve hakikaten acinasi,kafkaesk bile olamayacak bir kuytuda kendini gostermek icin tepinmesi yadsinabilir..
Aman ne cikar, yalnizim, bekliyorum ..bu kadar..